9 Haziran 2012 Cumartesi

Pasajist : ufacık tefecik içi dolu turşucuk!

22 Ekim 2010’da “kendi ismini bulma toplantısı”yla kapılarını açan bir sanat mekanı Pasajist. İstanbul Beyoğlu'nda Halep Pasajı'nın içinde 27 metrekareden oluşan kare şeklinde bir odacık. Yine aynı pasaj içerisinde bulunan Cafe Crepen'de oturduk ve mekan kurucuları Suna Tüfekçibaşı, Elif Bursalı ve Zeynep Okay ile Pasajist'i konuştuk. ( Seçil Yaylalı yurt dışında olduğu için bize katılamadı.)






Suna Tüfekçibaşı'nın Beyoğlu'na yakın, atölye olabilecek bir mekan arayışıyla başlamış her şey. Pasajın içinde bulduğu bu mekanı diğer sanatçılarla paylaşmaya karar vermesiyle de alternatif bir galeriye dönüşmüş.


Kendimizi bir sanatçı inisiyatifi olarak görüyoruz. Seçil ve ben sanatçıyız, Elif ile Zeynep sanat yönetimi öğrencileri. Dördümüz bir aradayken, herkes ne istiyorsa, ne düşünüyorsa onu söylüyor. Aramızda öyle tanımlı bir işbölümü, alt-üst, kıdemli-kıdemsiz ilişkisi yok. 25-55 yaşları arasında dört kadın baş başa PASAJist’i yürütmeye başladık, hâlâ da çabalıyoruz. 


Bizim çektiğimiz zorlukları başkaları da çekmesin ve öyle bir ortam yaratalım ki isteyen, deneysel, uçuk kaçık, kimsenin destek olmayacağı tasarılarını uygulayabilsin. “Satar mı satmaz mı?” diye tasalanmasın. Kimsenin etkisi altında kalmasın. Kısacası, sanatçıların tamamıyla bağımsız olabileceği bir mekan olsun diye hayal ettik.


 Sanatçıları bazen davet ediyoruz bazen de kendileri başvuruyorlar. Sanatçı geliyor, bütün masraflarını kendisi yükleniyor ve tasarısını istediği gibi gerçekleştiriyor. Zaten anahtarı da ona veriyoruz. Kendi işinin başında kendisi duruyor. Biz de PASAJist grubu olarak, mekânın yürümesi için gerekenleri yapıyoruz, duyuruyla uğraşıyoruz, sergilerin kurulmasına, gerekli malzemelerin bulunmasına vb. destek oluyoruz.


Sanatçıları seçmek istemiyoruz ama öyle bir nokta geliyor ki ister istemez birilerine hayır demek gerekiyor. Bunda da önerileri yargılamak yerine, mekânın kısıtlarını kriter alıyoruz. Bize gelen basvuruların ve e-postaların hepsine cevap veriyoruz. Çünkü özellikle İstanbul’daki sanatçıların sık sık cevapsız kalan mektuplarıyla ilgili tepkilerinin çok haklı olduğuna inanıyoruz.


Etkinliklerin birkaç günlük, en uzun da üç haftalık olmasını istiyoruz. Sürekli bir sirkülasyon sayesinde daha cok sanatçı pasajdan yararlanabilsin diye düşünüyoruz. İzleyicimiz çok az. Ama az da olsa ilgili; sanatçılarla uzun uzun tartışıp, söyleşiyorlar.


Bu işe ilk giriştiklerinde olur mu, tutar mı, yapabilir miyiz soruları yüzünden mekana yatırım yapmamışlar. Dört kadın çivisinden tornavidasına mekanın her şeyiyle ilgilenmişler. Komşuluk ilişkilerini güçlendirmişler. Onları da mekanın ve sergilerin bir parçası haline getirmişler. Destekçileri ve gönüllüleri var, sergilerde, blogun oluşturulmasında yardımcı olan dostları. Maalesef hiç bir Türk öğrenci gelip gönüllü olmak istememiş.


Pasajist kurucuları kendilerine roller biçmiyor, geri planda kalıyorlar. Sanatçıları ön planda tutmak için fazla konuşmak istemiyorlar. Ben de mekanı ön planda tutabilmek için daha fazla yazmıyorum. Mekanın kapısının herkese açık olduğunu hatırlatarak daha önceki sergilerin fotoğraflarıyla sizi baş başa bırakıyorum. Yolunuz İstiklal'e düştüğünde Pasajist'e mutlaka uğrayın!


Sınır, Demet Yalçınkaya








Bitmeyen Yolculuk, Joma







Psikedelik Kadınlar, Amina Zoubir






Takas, Rum 46






Çorbada tuzum olsun, Pasajist





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder